| ||||||||||||||||
![]() |
HABER ARA
EN ÇOK OKUNANLAR |
Caddebostan'da hafta sonu
CIVIL CIVIL: İstanbul'un gözbebeği Kadıköy...Kadıköy'de yılların eskitemediği güzel sahil yolu... Sahil yolunun can damarı; Caddebostan Plajı... Her ne kadar ortasından deniz geçen bir şehirde yaşasak bile denize girmek bende bir nostalji tadındadır.
Bu yazıyı kaleme alırken Caddebostan Plajı'nda geçirdiğim pazar gününün rehavetiyle, karşımda duran ve yaklaşık 50 yıl önce bu plajda çekilen sarı renge çalan, siyah beyaz fotoğrafa bakarak ilham alıyorum. Yaklaşık 20 yıl önce diyebilirim, çocukken evden kaçıp Caddebostan’da denize girerdik. Plaj falan yoktu. Bir süre sonra duyduğumuz haberleri anımsıyorum. “Sanırım bu sahilden denize giren son çocuklar bizleriz” diye düşünecek yaşta değildim ancak durum bunu gösteriyordu. İstanbul’un denizinden umudu kesip Anadolu’nun çorak şehirlerinden birinde üniversite eğitimi için bulunduğum sırada bir televizyon haberinde denize giren insanlar gördüm. Deniz tanıdık gelmiyordu ama sahil şeridini bir yerlerden anımsıyordum. Altta yazan yazıya dikkat kesildim; ''40 yıl sonra yeniden'' yazıyordu. Hemen televizyonun sesini açtım ve çocukken kumsalından olmasa da dalgakıranlarından denize girdiğim yerlerde kumsala uzanan insanları gördüm. Önce inanamadım ve bir süre izledim. ÇIPLAK AYAK SESLERİ
Yıllar sonra bir yaz günü uyandığımda dayanamayıp attım kendimi otobüse ve doğruca Caddebostan plajında neler olduğunu öğrenmeye gittim. Durakta inip sahile doğru giden dar sokağa girdiğimde içimde bir şeyler kıpırdamaya başladı. Sağlı sollu tezgahlarda satılan mayolar, can simitleri, deniz yatakları, deniz gözlükleri… Tezgahların yanında oturan yanık tenli esnaf, sanki güneyde bir sahil kasabası hissi uyandırıyordu. Yol üzerinde üzerilerinde Kadıköy Belediyesi'ne ait çöp kutularını görmemiş olsam denizden çıkıp koşan çocukların çıplak ve ıslak ayak sesleri bu ufak rüyamı devam ettirecekti. Asfalt yolun bitmesi ile sahile inen merdivenlerde gölgelenen insanlara basmadan dikkatlice iniveriyorum ve çimenlerde buluyorum kendimi. Dikkatli adımlarım burada da sürüyor. Çünkü deniz yorgunluğu üzerine yenilen yemeklerle kendinden geçmiş insanların arasında pür dikkat yürüyorum. Bir yandan oradaki dinlenme anını fotoğraf karesine sığdırmak için doğru anı bekliyorum. Ve işte o an. Nasıl da güzel bir aile havası. Münir Özkul ve damatlar top oynarken Adile ana ve gelinler yemek hazırlıyor. Yanlış mı hatırlıyorum o filmde kıza çarpan araba da bu sahilde yarışmıyor muydu? Neyse filmi sonra izleriz ama eski konakların önünde piknik yapan ailelerde o filmi gördüm. HALK PLAJI BİR KÜLTÜRDÜR
Çimenlerin arasındaki ufak yolculuğuma bir süreliğine ara verip kendimi sahil şeridindeki yürüyüş yoluna atıyorum. Belinde araba lastiğinin içi, namı-ı diğer şambriyel ile koşan çocuğun yanından Ray-Ban marka gözlüğü ve kısa şortu ile köpeğini gezdiren bayanı arkasındaki denizin önünde izlemek ne kadar ilginç ve hoş. İki kıtayı birbirine bağlayan Boğaz'ın sularında iki farklı kesimin fotoğrafı; şambriyel ve Ray-Ban. Bir an aklımdan çocuğa gözlüğü, şambriyeli kadına giydiriveriyorum. Sanırım sıcakta fazla kaldım. Birkaç adım daha attığımda Caddebostan sahilinde ilk kez karşılaştığım kumsalı görmeyi bekliyorum ancak kumsal yerine kum gibi insan var. Genci, yaşlısı, kadını erkeği… Kendini kuma gömen yaşlı teyzeyle göz göze geliyoruz. Önce çekme der gibi bir bakış atıveriyor sonra arkasında duran denizden esen rüzgardan aldığı cesaretle çekersen çek diyor. Mutlu. Daha sonra koşuşturan çocuklar geçiyor önümden. Koşarak suya doğru gidiyorlar. Arkalarından gidesim geliyor ama ket vuruyorum kendime, dolaşmaya devam ediyorum. Bir halk plajı ile ilk kez bu kadar yakından ilişki kuruyorum. Halk plajlarının çok eskide kaldığı önyargım denizde birbirine çarparak yüzmeye çalışanları görünce yıkılıveriyor. Ve orada toplumun her kesiminden insanın bir arada yüzdüğünü görmek bu tanımı bir anda kafamda somutlaştırıyor. “ABİ ÇEKSENE” Çocukken aynı şeyleri yapar mıydım anımsayamıyorum. Ancak plajın yanındaki dalgakıranlardan daha güzel fotoğraflar çekebileceğimi düşünüp oraya doğru yürümeye başlayınca, ıslak ve titreyen ufaklıklar peşime takılınca haydi rastgele diyerek aralarına daldım. “Abi hangi kanal” sorusuna verilecek esprili cevaplarım mevcut olduğu halde cevap verme hakkımı gizli tutup hınzır hınzır gülümsedim. Dalgakıranın ucuna geldiğimizde aslında uluslararası camiada bizi temsil yeteneğine sahip serbest dalda atlayış erbaplarının muhteşem şovuna tanık olacağımın farkında değildim. Burnunu çekerek “Abi çeksene” diye koşmaya başlayan çocuk suya girince kendime geldim. “Turkey, 10 point”. Öyle gözü pek çocuklar vardı ki dalgakıranın üzerinde plaja doğru koşarak korkusuzca kendilerini suya bırakıyorlardı. Suya atlayan çocuk çektiğim fotoğrafı görünce birden bire arkası kesilmez bir atlayış başladı. Kendilerini ispatlamaya çalışırcasına. SUDAKİ BULANIKLIK Kıyıda ufak çocuklar ve yüzmeyi bilmeyen kadınlar suyun içine oturmuş serinliyordu. Su bulanıktı ve kadının suya girdiği yerin etrafında çöp olduğunu düşündüğüm şeyler görüyordum. Uzakta olduğum için tam kestiremiyordum ancak kadının etrafında bir şeyler yüzüyordu. Biraz yürüdükten sonra plajın giriş kapısının önünde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı zabıtaların yanı başında büyükçe bir pano gördüm. Üzerinde bazı rakamların olduğu ve koca panonun ortasında kaybolan bir kağıt. Yaklaşıp baktım. İstanbul'daki plajların isimleri ve temizlik oranları yazıyordu. Caddebostan: koliform değeri 25, Batı Çiroz 2500, Florya 490, Menekşe 650. İçimden denizin diğer yerlere oranla ne kadar da temiz olduğunu düşünmeye başladım. Sonra gözüm yukarıdaki yazılara ilişti. İstanbul Teknik Üniversitesi'nin 2009 tarihli Yüzme Suyu Mikrobiyolojik Analizlerinin sonuçlarıydı bu veriler. O anda panonun arkasında denize giren binlerce kişiye baktım. Doya doya denize girdikleri yerin temizliği en son geçen yıl kontrol edilmişti. Bir anda gün boyu kurduğum hayaller yıkıldı. Bu kadar insan, temizliğini bilmediği suyun içerisinde serinlediğini düşünüyor. Peki ya sadece serinlemiyorlarsa?... Halk plajları mutlaka önemli bir kültür hizmeti. Ailelerin çok uzaklara gitmeden denize girebilecekleri, güvenli bir şekilde dinlenip eğlenebilecekleri bir yer. Yerel yönetimlerin, yaz aylarında yoğun iş temposu arasında boğuşan halkın hizmetine sunabilecekleri en önemli hizmetlerden biri. Ancak sırf “halk plajı” olduğu için hizmetin en alt seviyede verilmesi ne kadar doğru? İçinde bulunduğu kıtadaki sularla hayat bulan İstanbul, denizini bu kadar az kontrol ederse su ile gelen hayat su gibi gitmez mi?
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
SON DAKİKA HABERLERİ
KADIKÖY'DEŞans Oyunları
|
|||||||||||||
|
||||||||||||||||